istemediğimi susuyorum, saatlerce

seni bana dönüştürüyorum, buzun suya olan düşmanlığı kadar bir öfkeyle ve teslim alınıyorum yavaş yavaş odanın ortasında, karanlıkta oturmuş, buzun suya dönüşmesi gibi dönüşüyorum sana, yüzümü asmıyorum bu yenilgiye

paramparça bir mezarlık kalacak benden geriye, kedinliğinden tedirgin bütün annelerin sebebi ben olacağım, çok yüksekten düşmenin ve hızla giden dev gibi bir kamyon tekerinin altında kalıp asfalta yapışmanın, kadınını her yerinden bir koltuğa bağlayıp karşısında intihar etmenin, sigaralar basmanın yastıklara ve yorgunluktan çocuklarının büyüdüğünü bile anlamayan bütün işçi babaların, işte hepsininde ilhamı ben olacağım, ne sır saklayacağım, ne şarkılar seveceğim, ne de saksılı çiçeklere isimler vereceğim, perçemli hatun, arsız münevver, orospu zuhal gibi

her güzel kadında bir bach melodisiyle dans etmeyi düşünmemek, felçli koşuşturmalar diyorum ben böyle heyecanlara, mesela bir kadına “günaydın” demek, hem de o demeden, asla affedilecek şey değildir, ağzımda cesaret işi diyerek saçmaladığım daha saçma metotlar da var, bir tay gibi öldürülmek isterdim çayırda koşarken, belki de canım bu kadar yanmazdı

kadınsız blues, alkolsüz sarhoşluğa benzer ve bu sözü kirli bir akvaryuma bakarken söyledim, oysa eskiden düşünceli bir şeye benziyordu dalgınlığım, sigarayı da bıraktım(asla), nefes almayı da(belkibiraz), yokuşu seven bir yoldayım, uykusunu almış bir benzetme, anlaşılır selamlar veriyor, arada üşüdüğümü falan da söylüyorum artık

kimin olduğunu bilmediğim çok renkli bir kapının kabuğunu soyuyorum eşiğine oturmuş, bu da bir ağlama krizi sayılsın

uzaklaşan herkesin suratına hiç hatırlamadıkları bir şarkı gibi bakıyorum ve gözlerimsiz, acaba bunu da bir yardım çığlığımı saysaydık

her şey ve yaşamak, birbirini kandırıp duruyor sürekli belli başlı çaresizliklerle, bu kalabalık sürekli akmak istiyor, kaynadıkça kaynıyor insanların kafası, hırkamı yatağın başucuna koyup uyuyorum, yere çöküp sandalyeyi sehpa olarak olarak kullanıyor, ne zaman bir sela sesi duysam ne yapacağımı bilmiyorum, hiç film izlemiyor, hiç sarhoş olmuyor ve hiç sevişmiyorum artık, ilaç isimleri ezberliyor, bulaşıkları azarlıyor ve bütün seksi kadınlardan uyuz bir köpek gibi kaçıyorum, kendime geldiğim zamanlarda oluyor, onunla tekrar tekrar tanışıp, onu neden istemediğimi saatlerce susuyorum, merdivenlerden düşüyor, duvarlara omuz atıyor, buz dolabının ayda ne kadar elektrik yaktığını falan hesaplıyorum, arada bir durup aynaya bakıyorum, kaslı kollarıma, sert boynuma, birer küflü falçataya dönmüş parmaklarıma bakıyorum, özünde iyi olan kazansın diye yutkunuyorum aynalara bakarken, yutkunmak, bazan insanın kendi içine bir kaç şarjör boşaltmak sayılmalı

içim sezgilerle dolu, bu güzel bir kasvet, yani duygularımın aklıma hakim olmaya kararlı olduğu bir güne uyanmıştım, ilahi korkulardan ve her türlü huzursuzluğu sabaha kadar yastığıma abanan dağ yollarından sonra, buraya kadar koşarak geldim diyebilirim, bütün geceyi sanki uzun zaman sonra canlandırdığım bir sevgiyle ağırladım, iyilik hislerim bile vahşiydi, son iki üç senedir kaç kadını öpmekten vazgeçtiğimi hatırlamıyorum, azgınlık ve ah şu anlamadığım şeylerle alay etme arzum, bacaklarının arasından bir nehir gibi akan niyetin, elbette tatlım benim bazı durumlar tecrübelerimle halledilir, fakat ruhum yardım istiyor ve onunla aynı dili konuşamıyor gibiyiz, sevişmek dediğin şey incelemekten başka bir bok değildir ki, her seferinde aynı heyecan, aynı merak, aynı tatminsizlik olamaz ki, bir kadından bir anda misafirlik hakkını elinden almak, gevezeliği bırak, yüceliğin sakinliktendir, ayaklarıma yat, ağzımı sil, kolaylıkla anlaşılır bir şekilde ise git, sen aydınlık doğuran bir karanlıktan nasıl gidilir biliyor musun, mümkündür ve benim özümdür azalmak

arzu edersen daha sonra daha fazla konuşuruz, hatta senin için daha küçük şeylere de zarar verebilirim, mesela ellerimi şöyle “oturup konuşmamız gereken şeyler var” gibi mi koymalıyım, yoksa kafamdan indirdiğim namlunun tutukluk yapmasına “ee ama şimdi ben kendimi bir daha öldüremem ki” gibi mi çaresiz bakmalıyım, insan neslinden ve görevinden gayet iyi anlıyorum, bu yükseklik yeter derecede de güvenilir bir anlaşma gibi geliyor bana, birden kaça kadar sayarsam beni affedebiliriz, beni hiçbir acı büyülemedi yavrum benim merak etme sen, dans ettiğim rüyalardan, ağzım yüzüm kanla kapanmış şekilde uyandığım zamanlardan beri

Tanrım elbette lanet olsun, ruhumuza uçtuğunu unutturacak kadar aldatıcı görünüşteki bütün göz kamaştırıcılığa, tamam şimdi bir şeyler yemem lazım, kusmaktan yoruldum

aykut akgül

 Ve eğer düşersek bu yolda söyleyecek sözümüz olsun ve eğer kalkarsak ayağa tekrar, bunu senin sayende yaptığımı bileyim!

Copyright © 2025 – Academic’N Roll Cyber Project –  2013 –

yoldaprojesi@proton.me