Sağanak Günlükleri – Vol.5

saat.07:13

dün geceyi bach’la geçirdim demek ki, hala kafamda piyano resitallerinden bir dubstep çalıyor, hazır lafı açılmışken, neden artık çok sarhoş yattığım gecelerin sabahında erkenden uyanıyorum, çok haklı sebeplerle alkol tükettiğimden mi acaba, yoksa seyirciler mi öyle istiyor artık, ya da illa bir trajedi mi aramamız gerekiyor, eğer söz konusu bensem aramalıyız, fakat şimdi değil, bir de bu bach nerden çıktı dün gece öyle o kadar, sanırım iskenderi de özledim biraz, zira iskender “bach, bence bir şair” demişti bana bir keresinde, bu arada hiç kimseyi aşağı atmadığım bütün terasların canı cehenneme, öyle ki hayattayken o kadar çok kendim örtmeye alıştım ki üstümü, muhtemelen bir kaldırımda bir ceset gibi yatarkende gazeteleri kendim örtebilirim üzerime, çok korkuyorum gün gelecek ve ben o gün daha hiç arabesk yapamadan geberip gidivereceğim diye, bir günlük mesaisini yarasının acısıyla dolduran kelebek miyim kuzum ben, giysilerimi bir şeyler anlatmak için kullanıyorum elbette, hiçbirinizi umursamadığımı yani, şu an donumla birlikteyiz

saat.11:39

hayallerin bile çoğalmak için birine muhtaçtır, ona hasret yaladığın kadınlar ve ağzını yüzünü kanla kapatarak yediğin sopalar, iki fiziksel temaşada aynı acı, tuhaf, neyse biraz kahve içince efendileştim, ilk sahte yaşam enerjimle kanunlarınıza ve olması gerekenlerinize hazırım, dün gece arabada bangır bangır bach çalarken bir üst geçitten geçtim, yolun kenarında bir kumru ölmüş, ah şu sanayi cinneti, endüstriyel kokan hayatlarınız, şımarık, makyajlı ve hesaplı mimiklerle tıka basa dolu suratlarınız, neyse ölmüş işte yazık, ölmüş ama hala rüzgar kanatlarını kaldırıyor alabildiğine dengesiz, çaput gibi, bir anlık dış sesimle “şuna bak kuş ölmüş fakat rüzgar hala kanatlarını çekiştiriyor uçabilsin diye” dedim, yanımdaki arkadaş ise, nerede nerede dedi, birazdan inşallah uçar tekrar görürsün dedim

saat.14:08

üstünkörü öfke nöbetleri, çarpılan bir araba kapısının sesiyle beyninin içinde birbiriyle çarpışan iki tane dev yük gemisi, belirsiz bir düzenle kompartımanları patlamaya başlamış bir tren, beni hayatta tutan bir şeylerin yüksekliğinde bam bam bam atan kalbim, yalancıdır bütün ereksiyonlar, oysa ben onu su içerken öpmek isterdim bir nehrin kıyısında, darmadağın bir kenti daha da darma duman etmek isterdim onu ararken, mutsuz bir yazgının nihai hedefi olsun isterdim, ilhak! Beni vuran silah sizin teriniz kokuyordu, ampulün icadıyla sakinleşiyorum kabuslarımda, ikmal! Hızınızı mecburen affediyorum, benim hikayemde korkunç olan bütün jokerler kullanıldı

saat.17:01

mümkün olmayacak, yaşanılanlardan bir pusu kurdum kendime, sessizce tutunacağım radyo şarkılarına ve kimliği belirsiz bütün ölülere, ne zaman elektrikler kesilse hep içimdeki için apar topar bir mum arayacağım evde, mazgallar, masallar ve gözlerine kan oturmuş adamlar, başkalarına devrediyorum yaşamaya dair pahalı bir abajur almanın hevesini, göğsümde patlayan dağ gibi bir buzul, oysa ağaçlar yanıyor benim avuçlarımda, çığlık çığlığa diz çöküyorum geceye, bakalım, bu gece de ilk neyden vazgeçeceğim sabaha çıkmak için

saat.22:54

bir sızıntıya ithaf ediyorum evveliyatımı

dökülmeyi bekleyen yaralar

daima şüpheli metanet

uykusuzdur bütün akvaryumlar

en az bir Tanrıyı sevmeli

en az bir heykele sarılıp ağlamak gibi

köprüler yıkıyorum özlemek mi bu

insanlar siliyorum ağzımdan yüzümden tükürüklerle

çanlar patlatıyor içimdeki müstesna serseri

kristal bir küvette dünyanın en güzel çiçeğini fısılsıyorum burnuma

küllerden ve çok sigara içen kadınlardan bir çift ciğer yontuyorum göğsüme

aksesuarlar kan dolaşımından önemlidir diyor şeytan

daima bir gül uzatan oluyorum ben masallarda

daima, zührevi korna sesleriyle suistimal ediliyor sessizliğim

hiç kimse susayış demiyor diye bunca arbedeme

bahçelere damlatıyorum kanımı herkesten habersiz

yuvarlanıp bir dokuya, bir tene dönüşüyor rengim

alnıma bir pul yapıştırıp tükürerek Tanrıya çok güzel yazılmış bir mektubum ben diyorum

sabahın malafatı yatağımda

güzelliğin diyorum

üstümü örtecek kadar güzel değilmiş

belalardan ve bekâlardan hastalıklı bir dua ediyorum

düşler kucağında ki hüzün yanlısı bütün arsız adamlar

yahu beni flüt sesleriyle dinleyin bir kere de

ve elbette beni attınız, yüzmeyi bilmiyorum diye bunca suya

filiz verdi ciğerlerim

şatolarda ışıklar yandı alaboralarıma

akordeonlar çıktı otopsilerde ağzımdan

sancılarla örttüm üstünü bana sıkılan kurşunların

bir ağıt gibi geçtim gölgesinden fermanlarınızın

mahşeri anlıyorum

hayatta kaldıkça

saat.01:24

uzun bir yolculuğa çıkıyorum şimdi, yedi saat kadar sonra dönerim, gece yolculuklarını eskiden hep çok severdim, ama ben sürmüyorken arabayı, insanın kafası ve söyleyeceği çok şey olunca gece yolculukları da birer işkenceymiş, ne tuhaf, böyle yolculuklar da sözünü tutmayan herkes aklıma geliyor, onları aklayacağım diye kendimle kötü oluyoruz, zamanın ve ruhumun huzurunda bitiriyorum bu asalak günü, yağmur da yağıyor, bol bol sigara içerim artık

aykut akgül

 Ve eğer düşersek bu yolda söyleyecek sözümüz olsun ve eğer kalkarsak ayağa tekrar, bunu senin sayende yaptığımı bileyim!

Copyright © 2025 – Academic’N Roll Cyber Project –  2013 –

yoldaprojesi@proton.me