Dörtbintane

yabani bir utancın pusuya düşürdüğü kavgalı uykular

kelime toprağı avuçlayıp kendi suratına sürüyor

sağlam bir tecrübe kazanıyor aramızdaki infilak

karanlıkla kuruluyorsun saçlarını

sınırında paramparça havaya uçmuşum

affet

terin halinden tedirgin bir sağanak

ve gözlerine bakarken haykırarak aşağılıyorum bütün fısıltıları

sakinim, aramızda kalsın rengi atmış kahpelikler

ve bazı şarkılar bataklık gibi kokar

ve bazı şarkılar ise ecza dolabında saklanmalı

aklımı sonbaharla uslandır

sana yakışan maharetli bir anı olarak kalmaktı

ne acı, tamamen öyle yaptın

etimden siliniyor artık aşkın akılla rekabeti

işin kötüsü hangisi kazanacak umurumda da değil

umurumda değil eşyaların eşkıyalıkları yokluğunda

umurumda değil kim anlatırsa yaşam ile ölüm arasındaki itibarı

alışmaktır benim tek intizarım

uzanıyor yanıma yakışıklı ve bol kayalıklı bir uçurum

dört dönüyor huzur sırtında dörtbintane sabıkalı hançerle

şu koskocaman dediğimiz gökyüzü

sadece ve sadece serçelerin imtihanı

gerçek bu, karışmayalım

alışmaktır benim tek kıskançlığım

zehirli bir cemre düştü virane ısrarlarına hayallerin

ve çok ağladım

çok ağladım

çok ağladım

çok

diye bir şair ağladı

aykut akgül

 Ve eğer düşersek bu yolda söyleyecek sözümüz olsun ve eğer kalkarsak ayağa tekrar, bunu senin sayende yaptığımı bileyim!

Copyright © 2025 – Academic’N Roll Cyber Project –  2013 –

yoldaprojesi@proton.me