rica ediyorum kanserojen hüzünlerden bahsetmeyelim, altgeçitlerden ve üstgeçitlerden de öyle, esaslı okşandığımız anlardan konuşalım, kıvamı yoğun, esansı bayıltıcı ve uğruna tükendiğimiz şehvetlerden konuşalım, daha ötesi hiç konuşmayacaksak eğer, yani ne bileyim herkes susup çıkıp gitme peşindeyse, ben yatar uyurum arkadaşlar, sizler de çıkıp gidersiniz, ama herkesin içtiği şişeleri alması şartıyla, ne diyorsunuz nasıl yapalım
mesela ben çok greve katıldım, aranızda bu boku yiyen var mı hiç, bence yok, kıyafetlerinizden belli, ama herkes grevin ne olduğunu bilir dimi, işte ben tamı tamına dört greve katıldım ve hepsinde de yarı yolda bırakıldım, coğrafyaya bağladım bunca hezimetimi, anlayışla karşıladım, sonra kurbağalar öldürdüm prenstir diye kabuslarımda, ama böyle traktör kasaları dolusunca, şu hayatta en çok burjuvadan ve sonra kendini akıllı zannedelerden nefret ettim, öte yandan ek bir bilgi vereyim size, ben rüyamda öldürdüğüm kimseyle bir daha konuşmam, gerçek hayatta yani, uyanınca, ruhumun hiçbir kararda yanıldığını görmedim çünkü, Freud bizi bilir, biz onu, şayet şu an yaşıyor olsaydı bizler onun tezlerine kurban seçtiği bir avuç adam olurduk, neyse, bazı derinliklerde ateşin icadından nefret ediyorsun, hatta korselerden ve bütün makyaj malzemelerinden, yahu modanın bile anasını avradını bırakmıyorsun, aklî denge diyorlar sana konuşmadan önce birbirinin kulağına fısıldayan bir kaç saçı sakalı ağarmış doktor, bu ise kesinlikle orta okuldaki geometri sınav sonucunu bekliyor olmanın heyecanıyla asla alakalı bir telaş değil, ben diyorsun size çakmaktan bahsetmek istiyorum, uzun uzun ama kibrit kullanıyorum, duvara dört koldan yapışmış bir kalorifer peteğinin altından onlarca karafatma akmaya başlıyor, kefir çok pahalı bir içecek diyorsun o an, sanmıyorum ama eziyet ediyorsun ediyorsun kendine diyorum, kör gibi davranarak, yahu şuradan onlarca karafatma akıyor oluk oluk nasıl görmüyorsunuz, hiç mi sizin kapınızdan sevmediğiniz egzoz sesleri geçmedi, hiç mi yanınızdaki kadın başka bir erkeğe bakmadı içten, hiç mi düelloya çıkmadınız kendinizle, tabii bunlar kör olmayınca söyleyenecek sorular, ama ben körüm, hem de göğsümü yumruk yumruğa döve döve kör olduğuna inandıran bir kör
artık çıkıyorum buradan, şafak yüzüme gülümsüyor, organik okşanmalar yaşayacağım artık, kendi sperm kokumu öpeceğim bir kadının ağzından, ne ölü böcekler göreceğim ne de romen rakamları hızlı hızlı akacak çirkin ve beyaz önlüklü adamların alnından, piyer loti’den bir silah alacağım, hem de beretta 92fs, sonra onu belime takıp kadınımı ağzının içinden öpeceğim, bütün dişlerimi dişlerine vurup tansiyonunu düşürmüş olacağım onu bırakınca, istiridyelerden ve üçüncü sınıf tanrılardan seks pozisyonlarıyla ölümsüz olacağız, her terbiyesiz bürokrasi kadar ağrıyacak sağ sırt omuz altı kemiğim, ama her kemirgen gibi yok edeceğim onu Allahın kahretmesi gereken bütün lobiler gibi, eskaza yenik düşeceğim arada, tıpkı elli yıllık bir pilağın çizildiği yerde her seferinde takılması gibi, yüzüm en büyük hainim olacak, kimseye bakmayacağım
çoğaldığım kadına bile
iddialı bir vahşi
beni heykeller büyüttü
tıpkı bir bıçağı keskin tarafından yalamak
ihtişam ve çıkıvermiş bütün tümörler aşkına
bırak seni unutayım
bırak kişisel hiçbir ten arzusu kalmasın aramızda
pardösü var üstümde
üstü tükürükler ve kanlarla dolu
korkuyorum gizlediğim insanlardan
korkuyorum döndüğüm her köşeden
kimsenin cesedime karışmadığı bir cenaze hayal ediyorum kendime
muhtemelen hepiniz de bu hayalimi süsleyecek birer eşyasınız
biliyorum
aykut akgül