kıpkırmızı bir piyano düşüyor göğsüme, kağıtlardan, ağıtlardan ve ağızlardan çaldığım replikler var, bembeyaz bir ay ışığının tenini önerdiği dalgınlık, çiçek isimlerinden ve alınmış dikişlerden geliyorum, eşyalardan, eşkiyalardan ve eşarplardan yapılmış uykusuzlarım var, bir gülü avuçlarında öpmek, suratların omzumdaki yalanı, eşzamanlı ateşler ve rasyonel dokunuşlar, koynuna rakı kokusuyla girmenin aşağılık erkekliği, çürümüş saadet, soluğu kesilmiş misafirler, makyajını sevmedim güzelim
ünlü koşullar, nesnelerin iktidarı, Latince kalça demek mesela ve boşluğun omurgası, aramakla beklemek arasındaki o içi suçluluk duygusuyla doldurulmuş telafisizlik hissi, iyi ki akıntının yönünü biliyorum, varolmak ve uygarlığın başka hiçbir bok yiyememesi, korkutmak umutsuz bırakmaktan iyidir, seni çok derin sandığın bir çukura gömeceğim, bakalım boğulabilecek misin, evcil olmak ya da sosyalizmden asla bahsetmiyorum, bakalım seni hayal etmeyi isteyecek miyim, muhakkak bir yıldırım düşecek sayfanın tam ortasına, ilave isteyeceğim sonra mümkün olan bazı şeylerden, bir tarafım porno izleyecek örneğin, diğer tarafım element isimlerini ezberleyecek, takma dişlerimi çıkarıp özgürce küfürler edeceğim uyumadan önce, kitaplarımı sadece sevişmek istediğim kadınlara hediye edeceğim, eskimiş simsiyah bir maden yatağından kalkacağım ölmediğime, satranç’ı gururumdan daha ciddiye alacağım, suç işler gibi öpeceğim bir kelebeği ve bir kahraman gibi keseceğim o zürafanın boynunu, bu sefer ıslakalamadan, bilmem anlatabildim mi
eskimiş bir kalemle yazdım bunları, iştahı kabardı ben yazdıkça, şahitlerim gülümsüyor, bir balinayı lime lime doğruyor marangoz, hala kızgın demirlerle dövülüyor şempazeler, meydanlarda alkolik omuzlar galeyana gelmiş, minik kadınlar ve onların dağ gibi adamları, artık kimse dehşet saçmak falan da istemiyor ve bu biliniyor, bende oturmuş evimde, hala kendini bi bok sanarak yaşayan, ne siyaseti, ne ideolojisi, ne insanı, tabiatı bile alttan almaya çalışan, nereye gitse hala ilk görüşte tanınan ve bu yüzden sürekli başı ağrıyan, rusları sevmeyen, ingilizlere gıcık, fransızları köpek yerine bile koymayan, afrikalılara ise oldum olası acıyan ve asla sınır ihlali yapmayan bir şeyim, gerçek teslimiyet kontrol altına alınamaz
kime dönsem bir strateji tavrı var ve zaten bende, ona uzun uzun baktım ve ardından ruhumu da yanıma alıp yabancılığa yerleştim, bu arada dün geceki rüyamda şu açamadığım çamaşır makinesinin kapağını açıyordum, çok uzun konuşmuş bir kadına neden susması gerektiğini yataklı vagonları olan bir tren kompartımanında anlatmak istediğimi söylüyordum, bu aralar hep bi yerlerim ağrıyor
aykut akgül