
Siyah Aynanın Önünde
Artık gün güneşle değil, bir parıltıyla başlıyor. Pencereden sızan loş ışığa gözlerim henüz alışmadan, elim çoktan buluyor onu: başucumda bekleyen, cam ve metalden yapılmış küçük

Artık gün güneşle değil, bir parıltıyla başlıyor. Pencereden sızan loş ışığa gözlerim henüz alışmadan, elim çoktan buluyor onu: başucumda bekleyen, cam ve metalden yapılmış küçük

Sabah telefon çalıyor; arayan “Bilinmeyen Numara” değil, ekranın ortasında tek kelime: “Şehir.” Açıyorum. “Bugün biraz geç kal,” diyor, “sana gösterecek bir sesim var.” Pencereyi aralıyorum;

Çantam hafif, ceplerimde üç şey var: bilet artıklarına yapışmış bir isim, istasyon anonslarından arta kalan bir cümle, bir de kırık pusula. Haritaya bakmıyorum; rayların arasında

Yolda, bir rüya gördüm geçen gece,Roket gibi süzülüp gittim ışık hızıyla.Rüyamda, kayan yıldızlarla dans ettim,Ve ruhumun derinliklerindeki sırlara büründüm. Yıldızlar çılgınca fısıldadı bana,Evrenin kuytu köşelerinden

Şarkıdan şarkıya senkronize olarak konuşma eylemini gerçekleştirme; modern iletişim kalıplarında günümüzün en gelişkin insan türünün gerçekleştirdiği bir eylem biçimidir. Bitkiden hayvana, hayvandan insana doğru gelişen

Nefertiri yola çıktığında karnında Luxor’dan kalma antik bir yaşam taşıyordu. Yolculuk başlamadan önce bitecek sandığında karnı şişiyordu. Karnındaki arketipler canlanıyordu. Göğsü pembeleşmişti. Güneş erildi, Ay