kalbi çokça kırılmış adamlar tanıdım, hepsi de bi yerden sonra aslında öyle birbirlerine benziyorlar ki, tıpkı ben, sert bir taş olmanın bazı dezavantajları da vardır, mesela asla esneyemez, direkt çatlar ve kırılmaya başlarsın ve o çatlak asla çatladığı yerde durmaz, yeminli bir yaver gibi yürür durur, ama yemini seni tanımaz, seni düşünmez, seni sorgulamaz, yalnızca yürür, sahibine bile isyan eder, bazen bir aynaya bakıyorum, ya da onu çok iyi anladığımı düşünen uzunca konuşan bir adama, sadece erkeklerin dünyasında yaşadığımı biliyorum o an ve nefret ediyorum öfkelerinden, kendilerinden, etinden kemiğinden, her şey hala ilkel bir şamata, ne kadar farkındaysan o kadar çirkin olman gerekir bazen, avuçlarında çivi delikleri vardır ecdanın ve ellerinde çekiçler vardır aynı ecdadın “hainler” diye bağırırsın uzunca bir çığlıkla, ama bu hiçbir şeyi değiştirmez, benim bütün sevdiklerimi kandıranlar iki elin on parmağını geçmez, ama beni kandıran hainler ise, neyse, burada çok güçlü olmaktan bahsediyorum, kibarca ettiğim küfürler neden ikna edici değil, yanılgılar ve taşaklı gulyabaniler, rock piçleri, hiphop asalakları ve boktan bütün huzursuzluklar, kanıma dokunuyor mahzun şarkılar, her şeyin bir yerde ne bok yiyeceğini bilemediğini görmüş bir boku yiyen olarak, Tanrının unutulmuş bir suistimali gibi görüyorum kendimi, nefret ediyorum palmiye ağaçlarından, nefret ediyorum sırra kadem basan telefon numaralarından, nefret ediyorum uyumaktan ve bana sığınanlardan, orospu bir kadeh doldurup kendime dönmem gereken virajdan daha da çok yükleniyorum gaza, onlarca şehirden ve onlarca insandan yapılmış bir balgam atıyorum kaldırıma, sırtımda kurşun deliklerim var benim, bunun ilmühali hiç kimseye acımam demektir, şimdilik yaşıyorum, yola çıkıyorum, yollara çıkıyorum, hala günbatımına falan hayran hayran kamyonetimi kenara yanaştırıp güzel bir sigara içiyorum, sizlerde masumiyet yok, bende de haine acımak
aykut akgül