Gözlerini benden kaçıran nesneler var. Yasaklı yarım ve yanmış bazı sesler. Kesip biçilen yönler, pastel şiirler, şartlı taburcular ve aynı yastıkta yaşamayı geveleyenler var. Tükettim elimden gelen bütün istisnaları. Ağzının kenarından bazı reçetelerin ayak izlerini silip öpüyorum. Kartuşlar, kitabeler, parşömenler ve tabletler. Şafaklara varıncaya kadar sıkacağım dizlerine size inanan ceninlerin. Elimden gelseydi kağıttan uçaklar yapmak yerine, bıçaklardan kağıt yapardım. Saçlarına bir şeyler söylemek için çok geç. Aç parmaklarını, kuduruyorum. Her şey laf kalabalığı, her şey atmosfer saçmalığı, itiraz ediyorum. Bu sefer kemik bıçağa dayandı. İtiraz ediyorum, Bu sefer kendiliğimizden hiçbir şey anlamadık ve yalvarıyorum perspektifine dünyanın. Yalvarıyorum alegorik hikayelerine çıldırmanın. Önemli bir telefon konuşması yapıp geleceğim. Bir kaç misli harcandı sinsi çığlıklarım. Öncesini hatırlamıyoruz tamam ve yırtılıyor tavrımız, karnında biçimli metaforlar. Efsunlu, bronz ve ıslıklı rüzgarlar. En şanslı düşünceyle cetveller korkuyor çizgilerinden kalemlerimizin. Hep çalar saatlerin aklı başka yerde. Iskartaya çıkmak dolduruyor göz torbalarını direncin. Terziler bilir, kaynağı makas olanın sonu makasla gelir. Utanacak bir şey yok. Atlasları getir uzlaşalım. Suratının mümkün kıldığı ne varsa izliyorum şimdi. Anlamadık ama tanıyoruz çünkü; uzaktan akraba gibi adımlarımız. Maruz kalmanın alameti olan melodiler çalıyoruz ve bütün alevler sıvazlıyor sırtını gergin vicdanımızın sakin ol tamam, nihayet yaşıyorsun.
Aykut Akgül
