
uzakta bir ev
Yağmurun çığlıkları benimle birlikte ve ben, serin bir ahşap evdeyim. Hırslı hırslı akıyor damlalar çünkü hayatın yorgunluğunu ve benliğin ikilemlerini taşıyorlar durmaksızın. Bu gece diğer gecelerin aksine çok


Yağmurun çığlıkları benimle birlikte ve ben, serin bir ahşap evdeyim. Hırslı hırslı akıyor damlalar çünkü hayatın yorgunluğunu ve benliğin ikilemlerini taşıyorlar durmaksızın. Bu gece diğer gecelerin aksine çok

look around the world is turning to reddish brown crush them those pills of all social order crush them those doctrines of organized religion and war crush the

Şiir için Zamandan çok önce varolmuş hiçliğin engin uçurumları için Tüm yaşamın döngüselliği için Suya batırıyorum başımın tepesini Dönüşüm hayallerinin, değişen dünyaların kaybolan denizlerinde yaşadığı dingin sığınaklara çekiliyorum.

Çok fazla yazan biri değildim hiçbir zaman. Yazar da denmezdi zaten bana. Ben öyle karalıyordum iki üç satır bir şey sonra gönderiyordum birkaç yere. En kötü ihtimalle elimde

Çok fazla insanın haberdar olmadığı bir sahilin kenarında ufku karşıma almış düşünüyordum. Arkamda sonradan sessizleşmiş bir orman, önümde bir derya, bir yandan da gözlerimi ufka dikmiş bir halde

Mide dolusu sessizlik, Çünkü ben bu şiiri kusarak yazdım Ağırlığın çöküntüsü Gelmeyen uyku, gitmeyen civan Ben bu şiiri sana yazdım Girmeyeyim diye rüyalarına Öykünmelerim seğiriyor yokluğunda Ödümü koparıyorsun

Özlemle açtım gözlerimi. Uykuyla uyanıklığın arasında tanımsızdım. Özlediğim bir hissi kucaklamak içindi yalnızca, uyanmak. İnsanın içinde bulunan serzenişlerden biriydi. Çekip gitme isteğiydi bu ve ben dayanamazdım. Düşünüp taşınmak

seçimsizliğin önünde eğilirken, ölüm hevesliydi sevgi ağırlıktı dönüşüm baştan biçilmişti suskundum. bir kere daha aldım yanılgısız mürekkebi. dudaklarıma değdirdim, omuzlarımda gezdirdim, üzerine eğildim, suskunluğumu bozdum. karanlık çöktüğünde, süratliydim,

Yaşamım boyunca birçok defa, birçok yere gizli yolculuklar yaptım. Beni tanıyan ve benden bir haber almayı kendisine görev edinmiş bir grup insana okula gittiğimi söylerken, işte olduğumu ya

Yol tek kaynağımdı, devam etmek için bir sebebimin olduğu. Hayat acı bir duvar resmiydi, zamanla soyulan. Tam şimdi soyguna uğratacaktım hayatı, hep cesur olan olacaktım. Bir gün erecektim

Adı Tuna. Şu an yirmili yaşlarının sonuna doğru emin olmayan adımlarla ilerleyen işsiz, güçsüz, serseri ve bir o kadar da iyi yürekli bir insan. Uzun yıllardır tanıyorum onu.

“Ne yapacaksın?” dedi usulca. Gözlerindeki endişe ve merak anlaşılır cinstendi. Ağzımdan çıkacak olan cevap onu şaşırtmayacaktı, bunu o da biliyordu. Ancak bu zeytin ağacı için fidan dikmeyeceği anlamına