
Yorgun Neonların Altında Bir İç Monolog
1. Şehrin Nabzına Karışan İlk Adım Adımını asfalta bıraktığın o ilk saniye vardır ya, şehir seni henüz tanımaz; sen de onu tanımazsın ama aranızda görünmez bir elektrik dolaşır.


1. Şehrin Nabzına Karışan İlk Adım Adımını asfalta bıraktığın o ilk saniye vardır ya, şehir seni henüz tanımaz; sen de onu tanımazsın ama aranızda görünmez bir elektrik dolaşır.

Çantam hafif, ceplerimde üç şey var: bilet artıklarına yapışmış bir isim, istasyon anonslarından arta kalan bir cümle, bir de kırık pusula. Haritaya bakmıyorum; rayların arasında büyüyen otların dizilişi

Terk edilmiş bir benzinliğe vardım. Haritada görünmeyen, yolu gösteren tabelaların bile yıllar önce söküldüğü bir yerde. Yolun kıyısında solmuş boyalar, paslı pompalar, içi kırık bir cam ofis. Ön

Kimse doğduğunda taş taşımaz. O yük zamanla gelir, sessizce, fark ettirmeden. Başta küçük birer tortudur onlar; göz kırparken bile hissedilmez. Ama zaman geçtikçe, susulur, geceler konuşmadan geçer, yüz

Saatin kaç olduğunun önemi yoktu. İstasyonda saat duralı çok olmuştu. Sadece duvarda asılı, akrebi düşmüş bir çember vardı. Dakika ibresi tek bir noktada titreyerek donmuştu. Ama o oradaydı.

Yolun kenarında bir tabela vardı. Üstü çizilmiş, yönsüz bir isim taşıyordu. Rüzgar onu eğmişti ya da belki zaman. Fakat adam durmadı. Motorun üstündeydi, karın bölgesine kadar çıkan deri

Hayatın ne anlama geldiğini ya da bir anlamı olup olmadığını uzun zaman önce sorgulamayı bırakmıştım. Bunu yapmak yerine, şehirde kaybolmayı seçtim. Her gün, aynı rutini takip etmek yerine,

Zihnimi tanıdım tanıyalı sürekli olarak yolculuk yaparken buldum kendimi. Öyle ki ortalama bir ömür sürmüş ve yaşadığı coğrafyanın kaderini üzerinde bir keder gibi yaşayan insana göre daha fazla

Dum spiro spero! [Yaşam varken, umut da vardır!] … Eğer gök cisimlerinden biri olsaydım, bu sefil toz ve toprak yığınına tam bir tarafsızlıkla bakardım… İyiye de kötüye de

sanki benimdi karşımdaki tül rüzgar götürür mucize değil bacanın üstü martı tünemiş kitap okurum yalınayaksa anlamam ki hiç polis sireni kırmızı mavi sinek ölmüştü attırıyorum yola üç beş

Shot! David Lynch 1967’de ilk kısa filmini çektiğinde durum şöyleydi; Londra merkezli underground kültür altın çağını yaşıyordu, The Beatles ve Pink Floyd Abbey Road’da psychedelic albümlerini kaydediyorlardı, Nouvelle

Nefertiri yola çıktığında karnında Luxor’dan kalma antik bir yaşam taşıyordu. Yolculuk başlamadan önce bitecek sandığında karnı şişiyordu. Karnındaki arketipler canlanıyordu. Göğsü pembeleşmişti. Güneş erildi, Ay dişildi. Doğu’ya yaptığı