
Arın
Kumlar, konuşan ayak izleri ile kaplıyken Suyun çeperi zımpara taşı, ruhsuz dalgaların törpülendiği. Değdi parmaklarım önce kızıl burnuna, oradan hurmalığa. Yüzer miydiniz ey mahlukat? Koşar mıydınız suyun üzerinde?


Kumlar, konuşan ayak izleri ile kaplıyken Suyun çeperi zımpara taşı, ruhsuz dalgaların törpülendiği. Değdi parmaklarım önce kızıl burnuna, oradan hurmalığa. Yüzer miydiniz ey mahlukat? Koşar mıydınız suyun üzerinde?

while we way down to the citythere were bergamot treeswhich is excludable for hillbilly farmersnever vended before them in the lycian soilsdiasporal fruit within citrusshe looked up for

sanki benimdi karşımdaki tül rüzgar götürür mucize değil bacanın üstü martı tünemiş kitap okurum yalınayaksa anlamam ki hiç polis sireni kırmızı mavi sinek ölmüştü attırıyorum yola üç beş

Ben meselemi hiçe bıraktım.Oh! Oh!Artık bu dünyada tamamiyle rahatım.Oh! Oh!Kim isterse birlik olmak benimle,Katılsın şarkıma, tokuştursun kadehimle,Varalım şarap fıçısının dibine! Vaktiyle meselemi mala ve mülke bağladım.Oh! Oh!Bu yolda

Questions all in pieces on a psychoactively windy experience Célestine asks: for how longit is possible to see countably infinite gemstone trees in lapis lazuli? isn’t it a

Mavidir hüzün Hiçken hiç kere Hıçkırıklar içinde Sokuldum arka pencereden İçindeki yere Sarıldım sandım Sakin bir düzlükte Koşarak ve yakalamayarak Sakindir hüzün Adından çıksın Bir başkası Hayatın korkan

Yıldızlar avucuna almış gökyüzünü Kader sarmalamış güz dönümünü Ölümü hisseden ölümsüzlerin esareti bitmiş Dipsiz kuyulardan çekilen sular zehirlenmiş, İnsan evrimini tersten tamamlamış, ve- Bahar dönemi bu soy için

omuz aşağıyurdum başağıevinin kavşağıve semtinin pazarı onlardı hep çağrışımları arttıransonlardı hep fırtınaları koparan başlamayan şey son bulamazdıben başlayan bir şey değildimben son bulamazdım söyledim yine deonlara,onların en sevdiği

dişlerimi sıkıyorum yürüyorum karmakarışığım, rüzgar ensemde deniyorum -işte tüm varlığım soyut şimdi durdum, rüzgar da dur(ur)du en sıkıcı şiiri yazıyordum deniyordum -çünkü sürekliliği olan bir şeydi var olmak-

ÇIPLAĞIZ ÖLÜLER KADAR Yine büsbütün eğilmişler tutsaklığın büstüne! Ayaklarım aksar da, yem olursam simsara Nasıl etten hafif olsun bulutlar! Mezarımı kaldırım taşlarıyla üstün körü örtün mazlumun zulmüne sökülsün,

Bir hayalet topluluğunun vals gösterisinde,En çirkin yüzün karşısında dönüyor düzensizlik.Gizli bir esrar perdesi var çehrelerinde -veTüm ihtişamlı burjuva fısıldaşmaları kulakta,Ayrı bir dansın ritmini tutarcasına istekli. Duvarlar -ki o

Carl Solomon İçin I gördüm kuşağımın en iyi beyinlerinin çılgınlıkla yıkıldığını, histerik çıplaklıkla açlıktan geberdiğini, zenci sokakların şafağında gördüm onları bozuk kafalarıyla mal ararken, gecenin makinesinde yıldızlı dinamo