
Göz Kapaklarında Taş Taşıyanlar
Kimse doğduğunda taş taşımaz. O yük zamanla gelir, sessizce, fark ettirmeden. Başta küçük birer tortudur onlar; göz kırparken bile hissedilmez. Ama zaman geçtikçe, susulur, geceler

Kimse doğduğunda taş taşımaz. O yük zamanla gelir, sessizce, fark ettirmeden. Başta küçük birer tortudur onlar; göz kırparken bile hissedilmez. Ama zaman geçtikçe, susulur, geceler

kötü yalnızlıklar kıskançtır, emrivakiye açık, bencil ve asimetriktir, görünüşüne falan da özen gösterir, iyi yalnızlıklar ise geceleri çok geç saatlere kadar can çekişmez, huysuz ama

-sanırım gitmem gerekiyor, öfkeli ve acelecisin, ama ben kesinlikle öyle değilim, kalbini kırıp kırmadığımı bile anlayamıyorum kavgalarından, neyi anlatayım ya da neyi susmam gerek anlayamıyorum,

Saatin kaç olduğunun önemi yoktu. İstasyonda saat duralı çok olmuştu. Sadece duvarda asılı, akrebi düşmüş bir çember vardı. Dakika ibresi tek bir noktada titreyerek donmuştu.

ertelenmiş bir ders veriyorum kendime, sabahın alnına bakıyorum, kornişler ve bütün satranç tahtaları aynıdır, sırtımda kısa özentileriyle merdiven yorgunlukları, çok güzel şarkılar eşliğinde yüzüne tükürdüğüm

Yolun kenarında bir tabela vardı. Üstü çizilmiş, yönsüz bir isim taşıyordu. Rüzgar onu eğmişti ya da belki zaman. Fakat adam durmadı. Motorun üstündeydi, karın bölgesine

yabani bir utancın pusuya düşürdüğü kavgalı uykular kelime toprağı avuçlayıp kendi suratına sürüyor sağlam bir tecrübe kazanıyor aramızdaki infilak karanlıkla kuruluyorsun saçlarını sınırında paramparça havaya

kalbi çokça kırılmış adamlar tanıdım, hepsi de bi yerden sonra aslında öyle birbirlerine benziyorlar ki, tıpkı ben, sert bir taş olmanın bazı dezavantajları da vardır,

içimdeki dinmesi gereken şu sınırsız yaratma arzusunun yarışı yatışınca hüzünlü bi şarkı açtım, ben hep hüzünlü şarkılar açarım, sanırım kafeslendiğim hayat bu şarkılarla susuyor kafamda,

saat.07:13 dün geceyi bach’la geçirdim demek ki, hala kafamda piyano resitallerinden bir dubstep çalıyor, hazır lafı açılmışken, neden artık çok sarhoş yattığım gecelerin sabahında erkenden

Bir at diz çöküyor önümde, kan akıyor oyuncak bebekten, dolunayı kuşatıyor yabani arılar ve binlerce yılanı kundaklıyorum gözlerimin içinde, çekingen bir zehirdir yağmur, ruhunu kaldırıp

Onu ilk otobüsün tekinde muavinlik yapıyorken ve yolcunun birine vereceğim bavulunun kenarından düşerken gördüm, onun bagajın gölge vuran tarafındaki süzülüşüne öyle ince bakmıştım ki, tüy